Etiketler

,

Mustafa Irgat ile Burhan Uygur’a Mevlüd olsun içün söyledim
Karanlık söz ile karalanmış beyaza varabileceğinden söyledim
Acıklı yüzleriyle hep sormalı olanlar içün söyledim
Annemin kırkı dolduğunda, Süleyman Çelebi’den korkan hocalara
İnat olsun içün söyledim, laf ve boya bizi bir kere daha aşsın içün

Ölüme başladık mı Mustafa?

Öncelerimizden sakınmak gibi, sonralarımızdan sakınmak gibi,
Bölünmek gibi bir kadından ve erkekten, ölüme girdik mi
Mustafa? Eskimiş kapıları boyayıp yeni eşikler kılan ey,
Eskimiş sözcükleri avcuna alıp parltataraktan Burhanmustafa.

Ölüme giriştik mi Burhanmistâ?

Kendimizden birkaç baba sonra, birkaç anne önce belki de.
Üç beş kara oğul ve birkaç sarı kız sonradır karşıladığımız
Yedi yaşam. Eyvallah. Çarşı çiçeğindeki toprak, toz ve ölüm,
Eyvallah. Ey ve vallah doğru Doğu, ey ki derin bi vallah.

Sonra da biz taklit hakkına girişelim, ölüme başlayalım Mustafa.

Nedense birlikte görmüştüm ikinizi en son. Sen ve kara mı kara
Fanilasıyla Burhan efendi, Asmalımescit civarında ölüyordunuz.
Bir cemreye birkaç öğün kaldığı garip gün, akşam inmek bilmiyor,
Teta, sonsuz umut, ince gül açmak bilmiyordu, eyvallah, Allah!

Ayışığı karanfili, yıldızların kuyumcusu omuzsuz Burhan diyordu
Ki: Moustapha, şiir bir rengin parçalanıp unutulması olabilirdi.
Ustaları canevinden çırak çıkaran bir şeydir ve kimse saçıyla
Bilmez, bilemez, diye ekliyordum Moustapha adıyla. Kim bilirdi
Mahallemizin büyük ve tek çıkmazını? Orda kımıldanıyordu
O büyük ölüm ve bizden ağır ağır dökülür. Komşu düşmanlar,
Eğrilmiş resimler, eyvallah, yüz binlerce gözün girer olduğu
Üç kapılı kapılar pencere eskizleri, eyvallah, kepenkleri yaşamın,
Tahta yahu tahta, birtakım sesleri iç içe bitiriyordu ki,
Ömrüne Müstefâ ilen Bürhân biçiliyordu hepsinin kendiliğinden.

Ece ile bir şiire kalkışan, adsız kalabilir. Kalkıştıysa biliyordur da.
Mustafa, bilinmez de bir ad ile boğuşanın kuracağı zamirle mezar.
Garip mürüvvettir, yaşın küçükken öğrendin, bacaklar ve boşluk.
Vi loş pembe gışa! Demin ne de erken, şimdi nasıl da geç ve loş.

Buhran mı? Geç canım Burhan, büyütece ne gerek var yaşamımızda?
Yazı iridir. Bakla bakladır değişmiş değişmez binbir harf gırtlağında.
Çek git gözünü dünyadan, eyvallah, resim iridir. Diri ve loştur çünkü.
Doğurmuş gışa. Dolduğumuz yerden kalmıştır. Ölmeye girişmemizden
Kalmıştır. Eyvallah, bir ve pir olduğumuz bi yerden kalandır. Yara.

Dilin bir yerlere saklanışı, âmin! Betim ve istekten kopuyordur, âmin.
Cihat Beyin ölmediği söyleniyor bugünlerde, eyvallah ve bin kez âmin, âmennâ.
Bir sözcüğe gizlendiğini anlatıyorlar ve amma o sözcüğü ararsan –ki bir
Fiil olmalıdır- bükünsüz bir eylemin bin bir biçimine bürünecek, âmin.

Zeminlerden tavanlardan yırtılarak, güneşi ayı yanıltaraktan,
Köpeksi aşk göğünü pati fırçaları bile aldatarak, eyvallah,
Cihat Beyin ölmediğini söylüyorlar Mustafa. Hepimiz duyduk.

“Ben işe gelmem,
Bi şeyler düşünürsem sana telefon ederim.
Tamam mı?” Değil.
Ölmeyi sen bitirdin Mustafa. Burhan’la
Bitir. Eyvallah ü âmin ve âmin ü eyvallah.

Hulki Aktunç

Reklamlar