Bir çoğumuz misafir odası yalnızlığında yaşıyoruz.
Bütün süslü, renkli eşyalarımız ve esvablarımızla koca bir boşluğu içimizde taşıyoruz.
Neyi beklediğimizi bilmiyoruz ya da kimi beklediğimizi, belki de zamanın akışında beklemek diye bir şeyin
Olup olmadığını da bilmiyoruz.
Belki de anlamlar çarpışmasın diye yerleştirilmiş hayatın ufak imla ikonlarıyız.
Şu bulmacalarda ki siyah noktalar gibi.
Bazen zilimizin çalınması ve odamızın şenlenmesi, yanlış bir anlamı arayan bir kalemin o siyah kareye benzeyen odamızın üzerine gölgesinin düşmesi gibi bir anda yanlış anlam yüklenmiş olmamızla birlikte kalemin gölgesinin üzerimizden ayrılması ve odamızın boşalmasıyla hep bu şekilde yaşamaya mahkum hissediyoruz kendimizi.
Anlamsız, anlarını kaybetmiş, anılarla yaşayan.
Duvarlarımızda ki resimler hep siyah beyaz kalıyor. Kaybedilmiş eski hatıraların delillerini saklıyoruz vitrinlerimizde. Göstermek istediğimiz çok şey var ve görülen yalnızca lambaları titremeden yanmayan bir odanın tozlanmakta olan sarılmaya hazır kollları ve soğuk bir yalnızlık…
Hiçliğin sesi bazen kandırıyor bizi kalbimizin tokmağına vurulup vurulup kaçılıyor sanıyoruz.
Ah aşk! hala bir çocuk gibi oynuyor mu yoksa bizimle?
Bilmiyoruz.
Bir çoğumuz misafir odası yalnızlığında yaşıyoruz.
Bütün süslü, renkli eşyalarımız ve esvablarımızla koca bir boşluğu içimizde taşıyoruz.
gelenlere her zaman hazırız
gelenlere her zaman Hızır'ız
ama gidenlere yapacak hiçbir şeyimiz yok…
ardlarında bıraktıkları fincanları ters çevirir düz çeviririz
ters çevirir düz çeviririz…

md

Reklamlar