“şu solucanlar diyorum ne garip hayvanlar.
bir denizaltı gibi ilerliyorlar toprağın altında.
fazlada zararlı sayılmazlar
ufaklarından bahsediyorum.
bir spagetti gibi dururlar iki parmak arasında.
bana göre de çok iğrenç değiller.
üstelik hayattan kopmaları da neredeyse imkansız gibi.
kopan parçalarının yerine yenilerini koyabiliyorlar.
hem de en orjinalinden
bu yüzden optimist hayvanlardır solucanlar.
keşke diyorum bende bir solucan gibi olabilseydim
denizaltıvari ilerleseydim hayatın diplerinde.
es kaza kopan hayat parçalarımın yerine
yenilerini koyabilseydim.
en azından koyabileceğimi bilerek yaşayabilseydim…”

…dedim kendi kendime
bu aralar zaten hep kendim kendime.
bilmeden daldığım bu kayboluşlar,
hep kendime.
aranan çıkış yolları için sorulan sorular,
hep kendime…

korozyonlar, artçılar, simyasal atıklar.
nanometre, nanometre eritiyor ruhumu.
Allah’tan dünya nano teknolojiye geçti.
yoksa çoktan bitmiştim belki.
birileri green dreams’e haber versin.
ki belki onlar kurtarır beni.
bu üzerimden temizlenmesi gerekenler
yüzbinmilyon kelimeye malolabilir.
daha fazla kağıt harcamak istemiyorum.
doğa ana çocuklar için
biraz daha gölgelik ısmarlasın diye.
zaten şiir dediklerimi,
klavye ile yazıyorum.
bu da işe yaramaz bir adamın,
unicef ve tema duyarlılığı olsun

MD

Reklamlar