insanlar bana hep aşağıdan bakıyorlardı.
oysa altıma tabureleri koyan ben değildim.
sahip olduğum değer ve gerçek değerim arasındaki dengesizlik,
garip iç fırtınalarına neden oluyordu.
sıradan bir hayatın sıradan bir resmini yapmak istiyordum.
oysa beceriksizce devirdim palette ki bütün renkleri tabloya.
kızdım, sinirlendim, yumrukladım tabloyu.
ortaya ağaçsız, çiçeksiz, bulutsuz, güneşsiz, uğur böceksiz gökyüzüsüz , yersiz, yüzsüz, insansız, zamansız, karmakarışık bir resim çıkardım.
resme kaşlarını indirip bakan,
can alıcı kesimleri parmaklarıyla birbirlerine gösteren insanlar,
müthiş bir anlama ulaştılar.
bir “van gogh” ya da bir “Salvador dali” eseriydim…

değer yargısını duruşma için topladım.
kendimi savunan avukatlarım.
ve kendimi suçlayan savcılarımla
gecelerce sabahlara kadar süren yargılamalarda ve savunmalarda bulundum.
gerekli karar uzun süren tartışmalar sonunda çıktı.
(değer yargısı kararını verdi.
gereği düşünüldü.
yazılsın;)

tabureleri kendim yıktım.
hiç tahmin edemeyeceğim bir yükseklikten süzüldüm.
büyük bir gürültüyle kendi üzerime devrildim
yer yarıldı ve içine düştüm.
utancın yardığı bir yer değildi bu.
gerçeğin yardığı bir yerdi.
gözlerim birer sırçalı köşk gibi yüzeyde kaldı.
bir de göğüs kafesim.
empire state binasının tepesinde
uzaktan ihtişamlı ve büyüleyici görünen King Kong’un
yere düşünce ürkütücü ve ürpertici görünmesi gibi görünüyordum..
hemen etrafımı naylon şeritlerle çevirdiler.
insanlar geliyor
insanlar geçiyordu.
insanlar sürekli gelip geçiyordu.
zaman aramızda uzanıyordu onlarla.
göğüs kafesimin içinde kalbim
bir çorba tası gibi kapakçıklarını parmaklıklara sürtüyor
çıkan tiz sese iğrenenler kaçışıyordu.
insanlar geliyor
insanlar geçiyordu
insanlar artık kalmıyordu.
arada bazıları çıkıp kabuklu umutlar attılar.
kalbimin dişleri dökülmüştü ve hazmedemezdi.
arada da renkli aşk şekerleri bırakıyorlardı.
kalbim bu şekerlerin geçici tatlarını
ve sonraki neden olduğu çürükleri biliyordu.
insanların kalması aslında hiç istenmiyordu.

hüzün bakanlığı son noktayı koydu
bir emsal müzesine dönüştürüldüm.
dünya ilk kez bir kalbi
bu kadar çıplak
bu kadar yalın seyrediyordu.
insanlar gelmeye devam ediyordu…

mustafa d.

Reklamlar